Kimse

Kim bilir, belki
Benzemez kimse sana, demeseler
benzerdi kimseler sana
-sanardım kimseleri sen..

Ve belki, kim bilir
Artık kimseyle sevişemem;
anladım, sevişmek kırmızı, demeseler
kimselerle sevişirdim..
-sanardım sevişmeleri sen..

onlar anlamış; ben anlamadım:
sevişmek eflâtun..

Sekiz'i

Yıllarla sıfıra yaklaşıyor sekizi
çünkü sekizi
aslında bir pazartesi.

Hatırlamazsın sen şimdi
cumartesiden sözleştik.
Sözleşince
bende bir seremoni
ve içimde
-senin besten-
bir senfoni..

Hatırlamazsın sen şimdi
Kafka'nın Dava'sını aldığın gün
sekiz'i -pazartesi-
Sen öyle hatırla; ama unutma sekiz'indeki beni.

Güller biter

Kan kırmızı güller biter senin yüzünde
güller biter öptüğüm yerlerde..
ve gül'ler biter bende
çünkü sen güldün mü
bende gülmeler biter;
ağlarım.

Senin yüzünden güller biter.

İlk vapur

Yolculuk uzun: vapurla
Beşiktaş'tan
varmak bilmeyen sen olmayınca
Kadıköy'e

Henüz tenhayken,
sabah, ilk vapura binelim seninle.
Sensiz'ler gibi uzun sürsün.
ben, kadife ceketim ve kasketim
iskelede beklerken
sen anlatacaklarınla gel.
ilk vapur anlatacaklarıyla yanaşsın.

Kehribar gibi

Sabaha karşı gibi
karşılar gibi sabahı..
-hani demiştim ya
bir Bob Marley şarkısı masumluğunda
ve kehribar görünen bir gece gibi.
Portakal çiçeği kokum her yana yayılmış gibi.
Öyle durgunsun ki kırmızılar içinde,
kıpkırmızı gibi.

Portakal çiçeği kokulu
kehribar gece gibi.

A la minute

Açtım, sevgilim
ve seni ısmarladım,
alaminüt.
sonra vazgeçtim ayaküstülükten
-anlarsın ya...
"anlamadın ya..."
Oturdum içeride
dökük bir tabureye.
Seni ısmarladım sevgilim.
Bekledim.
Getirmediler.
-belki sen pişmedin diye.


Olsun.
Ben beklerim, sevgilim.
Ben beklemeyi
Marquez'den öğrendim.

Çizmenin Bağcıklarını Bağla

  "Asla sözünü kesmesine izin verme." nasihatini almıştı. Acemice başladı konuşmaya. Sözünü kesmesinden korkuyordu. Yine de kararlıydı: sözünü bitirene kadar susmayacaktı.

* * *

  "Brüj'de hava kararmaya başlamıştı. İsmini bilmediğim, iki köşesinde çıkış olan küçük bir meydanda bir banka oturdum, ellerimi dizlerime koyup seyre koyuldum. Sırtımı döndüğüm bina, diğerlerinden daha önemsiz olsa gerekti ki ışıklandırılmamıştı. Önüne üç-dört tane bank koymuşlardı. Sol yanımdaki bankta Belçikalı bir dede ve torunu oturuyorlardı; onların da yanında çalma hazırlıklarına başlamış sokak müzisyenleri gitarlarını akort ediyorlardı. 
   Hava adamakıllı kararmıştı. Bu da ışıklandırılan binadaki kontrastı artırmıştı. Meydanı himaye ediyordu sanki büyülü işlemeleri olan bu "önemli" bina. Meydanda göz gezdirmek istediğim çok şey vardı aslında: kafeler, kitapçılar, meydanın karşıdaki çıkışından dar bir sokağa doğru yürüyen insanlar..  Ama hediyelik eşya dükkânlarından alışveriş yapan annemin gelmesiyle tek başıma oturduğum banktan kalkacak olmama az kalmıştı; bu yüzden
işlemeli binayı lâyıkıyla incelemeye karar verdim.

  Sokak müzisyenleri çalmaya başlamışlardı. Çaldıkları müzik -Flemenkçe- başta fazla
yabancı gelmişti kulağıma, yine de binayı incelerken fonda o müzik çalınca aklımda mistik fırtınalar kopar, diye düşündüm. Nakarata geldiklerinde artık binaya bakmıyordum. Müzik, sanki şimdi tanıdık geliyordu kulağıma, sözlerini anlamamama rağmen. Ama emindim! Bu bir aşk şarkısıydı! Mırıldanmaya başladım.

  Eminim! Bu bir aşk şarkısı! Sözleri anlıyordum artık.

  O sırada aklımdan neler geçti biliyor musun? Bir şeyler eksikti, eksik olanları düşündüm. Brüj'deydim. İnceden yağan, bir değişik kokan bir yağmur eksikti. Müzik devam etmeliydi yağmura rağmen.. O aşk müziği. Yalnızlık fazlaydı mesela o gün. Birileri olmalıydı yanımda. Sen olmalıydın yanımda..."

* * *

   İki hafta önce'den iki hafta sonra İtalya'ya, insanların klişeleşmiş "Çizme" tabirinden yola çıkarak "Çizmenin bağcıklarını bağlamaya" gidiyordu. İsterdi hep görmeyi. Şimdi bir başka olacaktı. Biraz buruk, şairane, biraz daha buruk görecek ve gezecekti.

   Yollardaydı İtalya'da. Bağcıkları bağlayacaktı: çapraz bağ -Milano, Venedik, Floransa, Roma, Pisa.. Yollar düşündürmez miydi hiç? Yollar açtı zaten başına belayı, düşündürttü. O'nu düşünmek belaydı -şimdi nasılsa..

  Sürpriz yapmayı severdi, Venedik'te San Marco Meydanı'nda bir dükkândan İtalyan şarabı satın aldı. Şarap sevdiğini bildiğinden.. Aklına gelirdi illa ki yaratıcı bir şeyler..

  Düşündü, düşündü de keyfini çıkaramadı belki de gezinin.

* * *

  Son günleriydi artık, Roma'dan ayrılıp Pisa'da mola vererek Milano'ya geri dönme günü.. Önceki gece aramıştı; sesini duyurmuş, sesini duymuştu. Mutluydu.

  Fontana di Trevi'ye bir kez daha gidelim, diyerek ayrıldılar otelden. Önceki gün gittiklerinde kalabalıktan rahatsız olmuş, fazla kalamamışlardı. Sabah erken saatte tenha olur düşüncesiyle gittiler çeşmeye tekrar.

  "Roma'ya bir daha geleceğim, geleceğim ki arkam dönük fırlatıyorum Brüj'deki sokak müzisyenlerine vermeyi unuttuğum bozuk parayı sularına. Bu sefer yalnızlık fazla olmasa nasıl olur bre çeşme?" dedi. Roma o gün bir güzel soğuktu. Donsaydı çeşme, nasıl olurdu?

  Çıktılar yola. Roma'da yolluk hazırladılar kendilerine. Biraz acele etseler iyi olacaktı.